DEMOKRATİK MODERNİTE İNŞASINDA FEMİNİST HAREKETİN YERİ
Kadın yüzyılı ve kadın devrimleri yüzyılı olmaya doğru yol alırken önemli bir mücadele tarihi ve deneyimine sahip feminist hareket kadın özgürlükçü paradigma ve kadın modernitesinin önemli bir bileşeni olma özelliği taşıyor.
2. BÖLÜM
Kadın yüzyılı ve kadın devrimleri yüzyılı olmaya doğru yol alırken önemli bir mücadele tarihi ve deneyimine sahip feminist hareket kadın özgürlükçü paradigma ve kadın modernitesinin önemli bir bileşeni olma özelliği taşıyor. Kadın ve toplum kırım düzeni olan küresel kapitalist sömürü sistemine karşı demokratik modernite güçleri birlikte mücadele etme ve çözüm üretme sorumluluğu ile karşı karşıyalar.
Kadın özgürlük hareketleri içinde önemli bir yeri olan feminist hareket de “ilk ve son sömürge ulus kadın” mücadelesini radikal demokrasi, demokratik sosyalizm mücadelesiyle buluşturan bir aşamaya taşıma sorumluluğu ile karşı karşıyadır. Abya Yala’dan Avrupa’ya, Asya’dan Afrika’ya, Afganistan’dan Belucistan’a, Kürdistan ve Ortadoğu’ya özgür yaşam ve dünya arayışında olan halkların ve kadınların Jin Jîyan Azadî ortak sesi ve eylemi etrafında bir araya gelişi böyle bir ihtiyacın ürünü. Son on yılların küresel kadın eylemlerinin temel gündemi olan sömürüsüz, şiddetsiz, cinsiyetçi ideolojilerden ve erkek-devlet sisteminden arınmış bir dünya istemi ve özlemi de bu arayışın ürünü.
Kadın sorunu modernist, liberal politikalarla çözülemeyecek kadar köklüdür. Çözümü de köklü zihniyet dönüşümünü, kişilik ve yaşamda demokratik, toplumsal değişimi gerektirmektedir. Bunun için ideolojik, politik, örgütsel mücadeleyi radikalleştirmek ve süreklileştirmek önemli bir adım olmaktadır.
2000’li yılların ilk çeyreğinin sonuna yaklaşırken yüzyılımızı kadın özgürlük yüzyılına çevirme, toplumsal özgürlük devrimini kadın devrimiyle taçlandırma zemini daha güçlüdür. Çeyrek yüzyıla damgasını vuran 3. Dünya Savaşı yeni hamlelerle boyutlanırken hem halklar hem kadınlar cephesinden özgür yaşam ve dünya direnişinde ısrardan başka varoluş seçeneği kalmamıştır. Kadınlar erkek egemen sistem, devletli paradigma ve demokratik toplum paradigması etrafında yoğunlaşan bu savaşta bir taraftır. Demokratik toplum ve kadın özgürlük paradigmasıyla yol alarak varlığını ve özgürlüğünü gerçekleştirme imkanlarını çoğaltmak güçlü ve ortak bir mücadeleden geçiyor.
2016’da Arjantin’de başlayan “Bir Kişi Daha Eksilmeyeceğiz” eylemleri kıtalar arası bir eylem gücüne dönüştü. Aynı yıl Polonya’da kürtaj hakkı için on binlerce kadının katıldığı grev gerçekleşti. 2017 8 Mart’ında ABD’de gerçekleşen ve Donald Trump’ın yürüttüğü siyaseti protesto eden “kadınsız bir gün” genel grevi aynı zamanda tekelleşmeye ve tüketim kültürüne karşı bir tutumdu. Bir yıl sonra 2018 8 Mart’ında İspanya’da milyonlarca kadının katıldığı bir günlük kadın grevi cinsel sömürü ve şiddete karşı ortak bir ses olurken, aynı zamanda eşit işe eşit ücret talebini gündemleştirmekteydi. 2019’da Şili’den başlayıp Abya Yala (Latin Amerika)’ya, oradan Avrupa ve dünyanın birçok ülkesine yayılan Las Tesis Dansı kadına yönelik şiddete, cinsiyet ayrımcılığına karşı milyonları harekete geçirdi.
Farklı ülkelerde, benzer gerekçelerle değişik eylem biçimleri devam etmektedir. Hindistan’da kadın doktora tecavüz edilmesi ve katledilmesine dönük gerçekleştirilen geniş katılımlı kadın eylemleri etrafında toplanan jinerji ve sinerji bunlardan bir tanesi. Bu eylemlerde kadına yönelik şiddet, sömürü kadar sınıfsal ve toplumsal taleplerin dile gelişi, kapitalist sistem sömürüsüne karşı duruş feminist hareketler açısından önemlidir. Amerika kıtasında % 99 İçin Feminizm: Bir Manifesto adında bir kitap yayınlayarak anti-kapitalist mücadeleden yana olduklarını ilan ederler. Liberal feminizmin bu düzeyde etkili ve ön planda olmasının özeleştirisini vererek sömürü sisteminden etkilenen bütün kesimlerle buluşma çağrısında bulunurlar.
Son yıllarda Lübnan, Tunus, Hamburg gibi merkezlerde yapılan uluslararası kadın konferansları, dünya kadın yürüyüşleri gibi önemli buluşmalar yaşanmaktadır. Abya Yala (Latin Amerika)’dan Afrika’ya, Asya, Avrupa ve dünyaya açılan bu buluşmalar, deneyim paylaşımı, ortak mücadele alanlarını yaratmanın adımlarıdır. Bu buluşmalarda kadın özgürlük sorunu ve mücadelesinin benzerliğini görerek yakından birbirini tanıma, örgütlenmede zayıf ve güçlü yanları tespit etme, olumlu deneyimlerden güç alma gelişmektedir. Dünya demokratik kadın konfederalizmini örmede feminist hareketin devlet ve iktidar dışı mücadele arayışına güç vermekte, ekolojik ve demokratik toplum mücadelesine daha aktif katılmaya teşvik etmektedir. Bu katılımı engelleyen temel bazı tıkanıklık noktalarını sorgulama, aşma ve yeni açılımlar yapmanın önünü açmaktadır.
İdeolojik açıdan;
- Kadın emeği ve bedeni üzerindeki sömürünün tarihsel ve toplumsal temelini gözetme,
- Kadını sadece bir cins olarak değil toplumsal bir kimlik olarak tanımlama,
- Kadın özgürlüğü ile toplumsal özgürlük arasındaki sıkı bağı görme,
- Toplumsal kimlik tanımını muğlaklaştıran liberal, post-modernist yaklaşımların düşünce, örgütlenme ve eylem çizgisini de muğlaklaştırdığı gerçeğinden hareketle kuramda ve eylemde radikalizmi esas alan bir çıkışın kendini dayattığı temel noktalar oluyor.
- Kapitalizme, sömürgeciliğe, faşizme, devlet ve iktidara karşı olma, öz gücü ve örgütlülüğüne dayanma temel ilkesel tutumu içerir.
Program ve politika olarak;
- Feminizmi sokaktan, kadının ve toplumun yaşadığı sorun ve çözüm alanlarından koparan, devlet icazetli akademik alanlara hapseden liberal yaklaşımlara tavır alan feminist eğilimi güçlendirmek gerekmektedir.
- Feminist teoriyi, örgütlenmeyi ve mücadeleyi siyasetten uzaklaştıran devlet feminizmine karşı, çıkış yıllarındaki radikalizmi göze alan, örgütleyen ve pratikleştiren özeleştirel bir çıkışa ihtiyaç vardır.
Örgütsel açıdan;
- Parçalı örgütlenmeleri, bireyciliği, kariyerizmi aşarak kadınla, toplumla buluşan teori, program ve eylem gücünü açığa çıkarma zamanıdır.
- BM ve hükümetlerin çatısı altına çekilen feminist politika ve örgütlenmeye kadın radikalizmi ile karşı durmak özgür feminist kuram ve eylemin gelişiminin mihenk taşıdır. BM çatısı altında devlet politikalarına yedeklenmeye karşı kadının kendi bağımsız, örgütlü gücünü sistem karşıtı örgütlülüğe kavuşturması hayatidir.
- Kapitalist, sömürgeci, katliamcı, faşist, ataerkil sistemin gerçek yüzünü, kadın politikalarını, toplum kırımını deşifre eden; buna karşı ortak örgütlenme ve mücadele alanlarını çoğaltan bir feminist perspektife, çıkışa ihtiyaç duyulmaktadır.
Feminist hareketin kapitalist sisteme, emek-beden sömürüsüne, cinsel şiddet ve tecavüze, kadın katliamlarına karşı küresel eylem gücünü açığa çıkarması umut vericidir. Kadın ezilmişliği ve sömürüsünün kapitalist sömürü ile bağını kuran anti-kapitalist talepler ve eylem çizgisi öne çıkmaktadır.
Feminist hareket içinde 2015’ler sonrası gelişen hareketlilik tıkanıklık noktalarını aşma eğilimine işaret etmekte, ancak dönemsel kalmaktadır. Milyonları harekete geçiren uluslararası feminist eylemlerde anti-kapitalist, anti-sömürgeci, anti-faşist eğilim güçlenmektedir. Kıtalararası gelişen kadın yürüyüşleri, grevleri, Las Tesis dansı gibi eylemler sorunu görünür kıldığı gibi ortak mücadele zemini ve arayışlarını güçlendirmekte, ortak çözüm yolunu göstermektedir. Feminist hareket demokratik modernite güçlerinin en radikal bileşeni olma potansiyeline sahiptir. Cinsler arası çelişki toplumsal sorunun kaynağı iken çözümü de en radikal mücadele konusudur. Bu radikalizmi toptan ortadan kaldıran, eylemsizliği bir varoluş biçimi olarak tanımlayan ideolojik eğilimler liberalizmle bağlantılıdır.
Kadın kimliğini, doğasını, tarihi ve kültürünü muğlaklaştırarak bilinmezliğe sürükleme, neoliberalizmden beslenen yeni bir metafizik olarak ileri sürülmektedir. Queer Teori, feminist kuram ve eylemin tarihsel, toplumsal zeminini kurutmaya dönük çıkışlar buradan beslenmekte, kadının varlık ve özgürlük mücadelesini anlamsızlaştırma tehlikesiyle yüzyüze bırakmaktadır. Bu yüzden feminist çevreler içinden geliştirilen bazı eleştirilerde “feminist hareket içinden gelişen bir karşı-devrim” olarak yorumlanmakta ve reddedilmektedir.
Radikal demokrasi mücadelesinin feminist öznesi; kadının toplumsal kimliğine dayanır. İdeolojik, örgütsel, eylemsel olarak sistem-karşıtıdır. İktidar ve devletle uyuşmaz karakterdedir. Bu öze uygun toplumsallaşmayı, devrimciliği, örgütlenmeyi, mücadeleyi geliştirdiği oranda başarı şansını elde edecektir. Kapitalizme, endüstriyalizme, ulus-devlet sistematiğine karşı toplumsal yaşamın bütün alanlarında örgütlenmek, özsavunma gücünü geliştirmek hayati önemde. İdeolojik, kültürel, ekonomik, askeri, siyasi, ahlaki vb her boyutta dayatılan şiddet ve saldırıları boşa çıkaracak bilinç, örgütlenme, politika ve eylem bütünlüklü bir mücadeleyi gerektirir.
Süreklileşen eylem ve mücadele hattını yakalama girişimleri önemsenmesi ve toplumsal mücadele alanlarıyla buluşturulması gereken noktalardır. Kadının ulusal, sınıfsal, ırk, inanç, kültür gibi çoğul karakterli kimliğine sahip çıkma, feminist mücadeleyi bu kapsama taşıma kadın özgürlük çizgisinin ve kadın devriminin bir gereğidir. Buna denk politika, örgüt ve eylem çizgisini zenginleştirerek demokratik ittifak alanlarını çoğaltmak, geliştirmek mümkündür.
Demokratik uygarlık tarihini, karanlıkta kalan kadın tarihini aydınlatmada feminist araştırmaların, düşünürlerin, siyasal öncülerin ve mücadelenin katkısı büyüktür. 20. yüzyılın son çeyreğinden itibaren bu mücadelenin radikal özünün demokratik modernite güçleri ile buluşmasını engellemeyi amaçlayan devlet politikalarına hız verilmiştir. BM çatısı altında gerçekleşen konferans, mikro kredi ve sivil toplum örgütlenmeleri ile devlet-hükümet politikalarına endekslenen kadın gündemi ve mücadelesine evrilmiştir. Üniversitelerde açılan kadın araştırmaları bölümleri, kürsüler bu arayışın yönünü belirleyen, devletçi sistem ve zihniyet sınırında tutan bir rol oynamaktadır. Öğrenilecek bilginin, yapılacak araştırmanın, yazılacak konunun, kitabın, kelimenin içeriğine kadar bir müdahale söz konusudur.
Kadınların ve kadın kurumlarının hangi gündeme kilitleneceklerini, ekonomik alanda hangi işleri yapacaklarını, nasıl örgütleneceklerini ve yaşayacaklarını belirleyen sınırlar oluşturulmaktadır. Feminist teori ve pratiği modernist düşünce sınırında tutma; küçük gruplara bölerek etkisizleştirme; sokaktan-toplumsal zeminden kopararak marjinalleştirme; ideolojik, politik, örgütsel olarak denetimde tutma, devlet-iktidar sınırlarına çekme küresel hegemonik bir politika olarak devrededir. Feminist hareketin bu denetimi aşabilmesi, devletli sistemin özel savaş politikalarını boşa çıkarabilmesi; devlet ve iktidarı aşan teori, program ve pratiğe bağlıdır.
Önder Apo feminizmin ‘kadını egemen erkeğin ezileni’ olarak tanımladığı ve böyle bir algı yarattığını belirterek çözümünü şöyle formüle ediyor; “Sanki sadece egemen erkeğin ezilen kadınıymış gibi bir anlamı yansıtmaktadır. Halbuki feminizmi de kapsayan kadın bilimine dayalı kadının özgürlük, eşitlik ve demokratik hareketi, açık ki toplumsal sorunların çözümünde başat rol oynayacaktır.” Bu tanım ve algı beraberinde devletli uygarlık sistemini daha güçlü çözümlemeyi engellemektedir. Ataerkil sistemin kökenine inme ve örülen kölelik ağlarının derinliğini görmede yaşanan zayıflık, sistem karşıtı mücadelede karar kılma sorununa yol açmaktadır. Binlerce yıllık kölelik-egemenlik sistemi çözümlendiğinde bu sisteme karşı mücadelenin araç ve yöntemlerinin de sistemin sızamayacağı, yıkamayacağı ve dağıtamayacağı sağlamlıkta olması gerektiği görülecektir.
Orta sınıf, beyaz, Batı merkezli olmayı aşmanın yolu, sömürgelerde yaşanan kadın, toplum ve doğa kırımını görme ve buna karşı ortak mücadele ağlarını örmekte ısrar etmekten geçer. Sosyalist, anarşist, ekolojist, post-kolonyal feminist eğilimlerin bu yönlü çabaları olmakla birlikte eklektik ve elit kalmaktadır. Sistemin yarattığı parçalı bakış ve pratiği aşma hedefi temel mücadele konusudur. Jineolojî feminizm tanımı, algısı ve pratiğinin yarattığı darlık ve karşıtlığı aşmaya, kadın ve toplum bağını daha güçlü kuran teori ve pratiğin gelişmesine, toplumsal özneleşme ve öncülüğü yaratma arayışlarına katkı sunabilir. Aynı zamanda feminist mücadelenin kuram ve eyleminden de beslenen bir bilim olma sorumluluğundan hareketle bu iddiayı taşımaktadır.
Farklı ırk, ulus, inanç, kültürel gerçekliğe yönünü dönen feminizme duyulan ihtiyaç kadar erkek karşıtlığı olarak hafızalarda yer edinen feminist hareketin erkek gerçekliğini çözümleme arayışı önemlidir. Erkeğin dönüşümü ve özgürlük problemini de gündemine almalıdır. Bell Hooks gibi feminist hareket içinde de erkeği dıştalayan, erkekle karşıtlaşan kuram ve eylemi eleştiren eğilimler vardır. Bu eğilimin eleştiri kadar pratik politikaya yansıması gerekir. İktidara ortak edilen ve iktidar aracına dönüştürülen erkeği devletli sistem elinden çekip kurtaramadıkça kadın özgürlük mücadelesinin bir yanı hep yarım kalacaktır. Bu yarımlık da iktidar ve devleti üretmeye devam eden küresel sömürü sisteminin ömrünü uzatma anlamına gelecektir. Kadının köleliğinin farkına varma ve aşma iddia ve eylemi kadar erkeğin egemenlik gerçeğinin, yarattığı tahribat ve erkek kırımının farkına varması, aşma iddia ve eylemi de o kadar önemlidir.
Bir bütünün yarısını kadın özgürlük mücadelesi oluştururken diğer yarısını erkeğin iktidardan, egemen zihniyetten arınması gibi zorlu bir savaşa girişmesi oluşturmaktadır. Bu anlamda Simon De Beauvoir’ın “Kadın doğulmaz, olunur” tespitini tamamlayan Önder Apo; “Egemen erkek olarak doğulur, ama özgür erkek de olunur” demektedir. Kadın özgürlük mücadelesi ve kadın devriminin demokratik ekolojik bir toplum ve devrime yön vermesi erkeğin özgürlük sorununu çözmesine bağlıdır. Erkeği dıştalayan bir kadın mücadelesi toplumu dıştalayan bir mücadele olur ve başarıya ulaşamaz. Bu anlamda kadın sorununun özünde bir erkek sorunu olduğunu belirten sosyalist önder Abdullah Öcalan’ın “erkeği öldürmek” kuramı, demokrasi ve sosyalizmin devlet ve iktidarı aşmasının formülasyonudur. Erkeği demokratik ve özgür toplumun doğal bileşeni olarak gören feminist kesimler için de yön gösterici olmaktadır.
Kadın devrimi ve özgür eşyaşamın bilimi olarak jineolojî özgürlük sosyolojisini örerken feminist hareketi hem temel dayanağı olarak görmekte hem de tıkanma noktalarını doğru tespit etmesi ve aşmasının temel dayanağı olmaktadır. Kadın özgürlük mücadelesinde feminist hareketin önemli bir yeri vardır. Kadın mücadele deneyimlerinden öğrenmek, yenilgi ve kazanımlarından ortak dersler çıkararak demokratik kadın ittifakını geliştirmek tarihsel ve güncel bir görev olarak dünya kadın hareketlerinin önünde durmaktadır. Bu ittifakı demokratik kadın konfederalizmini örmenin temeli yapmak yüzyılımızın en acil ve temel ihtiyacı.
Demokratik modernite kadın modernitesi ve kadın devrimleri çağıdır. Örgütlenmeyi derinleştirerek, mücadelenin zengin yöntemlerini geliştirerek bu çağın gereklerini yerine getirebilir, faşizme, kapitalizme, küresel sömürü sistemine karşı emeğimize, bedenimize, kültürümüze ve toprağımıza sahip çıkabiliriz. Farklı kültürlerden, coğrafyalardan, inançlardan, uluslardan kadınların özgün ve özerk örgütlenmeleri ile kadın özgürlük paradigmasının yaşamsallaşmasında yer almaları demokratik kadın konfederalizminin zenginliğini ortaya çıkaracaktır. Feminist hareket dünya demokratik kadın konfederalizminin inşasında yer alarak tarihsel birikimini toplumsal özgürlük paradigmasının yaşamsallaşmasına akıtarak kadın özgürlük mücadelesinde ve özgür yaşamın inşasında güçlü bir rol oynayabilir.