Yaşamı Koruma Paradigması: Rojava Kadın Devrimi
Rojava'daki Kadın Devrimi üç temel sütun üzerine kurulmuştur: demokratik toplum, ekolojik yaşam ve kadınların özgürleşmesi. Jineolojî bu üç alanı ayrı varlıklar olarak ele almıyor. Onları diyalektik bir bütün olarak görüyor.
Banyan Magusa
Rojava’daki Kadın Devrimi, iktidar değişikliğinin veya askeri bir zaferin klasik bir öyküsü değildir. Yüzyıllarca bastırılmış olan kadınların bilgisinin, kadınların iradesinin ve kadınların öncülüğündeki toplumsal yaşamın yeniden inşasıdır. Bu devrim, yaşamın kendisini dönüştürmeyi amaçlayan tarihsel bir dönüşümdür. Jineolojî perspektifinden bakıldığında, Rojava’daki Kadın Devrimi, gerçeğin arayışıdır. Erkek egemen sisteme karşı kadın temeline dayanmaktadır. Rojava’da kadınlar sadece mücadelenin öznesi değil, paradigmanın kurucu gücüdür. Kadınların özgürleşmesi devrimin ikincil bir meselesi değil, ana eksenidir. Bu nedenle, Rojava Devrimi bir kadın devrimidir. Orta Doğu’daki ve dünyadaki diğer devrimlerden farklıdır.
Rojava’daki Kadın Devrimi üç temel sütun üzerine kurulmuştur: demokratik toplum, ekolojik yaşam ve kadınların özgürleşmesi. Jineolojî bu üç alanı ayrı varlıklar olarak ele almıyor. Onları diyalektik bir bütün olarak görüyor. Bu devrimde kadınlar her alanda çalıştı. Komünlerden meclislere, savunmadan ekonomiye kadar her alanda başrol oynadılar. Bunun en belirgin örneği eşbaşkanlık sistemidir. Kadın örgütleri, kadın merkezleri (kadın evleri, Kongra Star, Zennubiya kadın toplulukları), özgün akademiler ve jineoloji araştırma merkezleri sadece hizmet alanı değil; ataerkil bilince karşı duran kolektif bilinç alanlarıdır.
Rojava Kadın Devrimi, ulusal devletin homojenleşmesini reddeder. Halkların, inançların ve kültürlerin kardeşliği temelinde inşa edilmiştir. Kadınları mülkiyet, şeref ve bedenle sınırlayan zihniyete karşı, kadınları yaşamın kurucu aklı olarak yeniden tanımlar. Burada sormamız gereken soru şudur: HTŞ-IŞİD ve Türk devletinin saldırıları, kadınların devrimci alanı ve kadınların devrimci değerleri açısından ne anlama geliyor? HTŞ, IŞİD ve Türk devletinin kadın devrimine yönelik saldırıları, askeri tesadüfler veya güvenlik nedenleriyle açıklanamaz. Bu saldırılar doğrudan kadın özgürlüğü paradigmasını hedef almaktadır. HTŞ ve IŞİD, erkek egemenliğinin en çıplak, en acımasız biçimini temsil etmektedir. Kadınları köle, savaş ganimeti veya düşman olarak gören bu zihniyet, kadınların iradesinin görünür olduğu her yeri hedef almaktadır. Öte yandan, Türk devletinin saldırıları bu zihniyetle tutarlı bir çizgi izleyerek, onu yerel çıkarlar için bir araç haline getirip meşrulaştırmaktadır. Bu nedenle, kadın kurumları özellikle hedef alınmıştır. Yakılan jineoloji merkezleri, yağmalanan kadın kurumları, yıkılan kadın meclisleri; bu bir tesadüf değil, kasıtlı bir yıkım politikasıdır. Çünkü bu kurumlar, erkek egemen sisteme alternatif olan yeni bir toplumsal ahlakı temsil etmektedir.
Tüm dünyayı, özellikle Kürt kadınlarını etkileyen bir örnek vermek istiyorum. HTŞ üyesi bir kişi, katledilen bir kadın YPJ savaşçısının saç örgülerini kesip “Geriye kalan tek canlı parça bu” dedi. Bu sadece vahşi bir bireysel eylem değil. Bu, kadınların anısını, onurunu ve direnişini silme girişimidir. Saç örgüsü, bir kadının hafızasıdır. Onun devamlılığı, hayata olan bağlantısıdır. Bir kadının saç örgülerini kesmek, onu sadece fiziksel olarak değil, tarihsel ve sembolik olarak da ortadan kaldırmayı amaçlar. Bu eylem, “Sizi sadece öldürmedik, sizi temsil eden her şeyi de elinizden aldık” mesajını verir. Bu, değerlere bir saldırıdır. Sahil bölgesinde, tıpkı Nazilerin tarihsel olarak dindar Yahudilere saldırıp saçlarını kesmesi gibi, Alevilere ve Dürzilere saldırdılar ve bıyıklarını kestiler. Tarihten günümüze kadar egemenlik ve otorite yönteminin aynı olduğunu unutmayalım. Yok etme üzerinedir.
YPJ saç örgüleri ile tanınır. Saç örgüsü ve anne sütü üzerine yemin, Yaresan, Yezidi ve Alevi inançlarında ifade edildiği gibi, Kürt kültürünün en eski gelenekleri arasındadır. Ancak bu mesaj aynı zamanda derin bir korkunun da itirafıdır. Çünkü bir YPJ kadınının saç örgüleri, silahlı bir güçten daha büyük bir tehdit olarak görülmektedir. Çünkü saç örgüleri, teslim olmayı reddeden bir yaşamın sembolüdür.
Rojava’da yürütülen savaş, paradigmatik bir savaştır. Bugün Kuzey ve Doğu Suriye’de yürütülen savaş, klasik anlamda iki askeri güç arasında bir savaş değildir. İki yaşam biçimi, iki ahlak sistemi ve iki gerçeklik rejimi arasında bir savaştır. Bir yanda, yağmalayan, yakan, öldüren, şeytanlaştıran ve doğayı yok eden HTŞ-IŞİD zihniyeti vardır. Bu çizgi, kastik katilin devamıdır. Yıkım ve ölüm temeldir. Erkeklerin egemen olduğu bir medeniyeti temsil eder. Öte yandan, demokratik toplum, ekolojik denge, kadın özgürlüğü, halkların birliği ve anlam arayışı üzerine kurulu bütüncül bir paradigma da mevcuttur. Bu nedenle, Rojava’da savunulan şey sadece bir toprak parçası değil; hayatın nasıl inşa edilmesi gerektiğine dair bir iddiadır. Kadınlar bu paradigmanın merkezindedir. Çünkü kadınların özgürlüğü olmadan toplum özgürleşemez ve toplumun özgürlüğü olmadan hayat yeniden kurulamaz.
Kadın devrimi geleceğin bir hafızasıdır. Rojava’daki kadın devrimi, bugünün savaşı olduğu kadar geleceğin de bir hafızasıdır. Kadın örgütlerine yapılan saldırılar, kadınların saç örgülerinin kesilmesi, kadın savaşçıların hedef alınması, bu hafızayı silme girişimleridir. Ancak tarih, kadınların hafızasının silinemeyeceğini göstermiştir. Bugün Rojava’da direnilen şey sadece bir ideoloji değil, yaşamın kendisidir. Ve bu yaşam, kadınlar sayesinde yeni bir anlam bulmaktadır.