GÜL TEORİSİ’NDEN KADIN DEVRİMİNE ÖZSAVUNMA

Varlığını ve özgürlüğünü koruma, fiziki olarak kendini koruma ve savunmaktan tutalım, ideolojik, kültürel, ekonomik, etik-estetik düzeyde özgürlük ahlakı ve kültürüne dayalı özgür kadın ve toplum mücadelesinde ısrar etmektir.

 

Kendini bilmek ile kendini savunmayı bilmek birbiriyle doğrudan bağlantılı gerçekliklerdir. Kendini bilen kadın ve toplum, öz güvenliğini sağlamış kadın ve toplumdur. Evrenin oluşum, yaşam ve hareket tarzında kurduğu dengede de maddi ve manevi oluşum biçimleri ve süreçleri birbirini etkileyen, güvenceye alan diyalektik bir bağ içindedir. Gezegenimiz Dünya, doğa, canlılar alemi de varlığını koruma ve sürdürme üzerine kurulu genel bir ekosisteme, bu ekosistem içinde kendi öz sistemine sahiptir. Bitkiler ve hayvanlarda üreme, beslenme ve korunma farklılıklar göstermekle birlikte özünde varlığını sürdürmeye dönüktür. Bu evrensel ve diyalektik bağı kuran bazı örnekler verebiliriz;

Evren ile atomdaki canlılık, hareketlilik, enerji ve varoluş arasındaki denge… Elektron, nötron ve protonlar arasında kurulan atomik denge ile makro evrende oluşu mümkün kılan itim-çekim gücü arasındaki uyum ve denge bağı. Çiçek taç ve çanak yaprakları, üreme organları ile kendini dölleyerek çoğalmakta, korumakta. Kökleri ve yaprakları ile güneşten, yağmurdan, topraktan gıdasını almakta. Arı gibi diğer canlılara çiçek tozlarını besin olarak sunması doğada birbirini yaşatan, tamamlayan simbiyotik ilişkiyi anlatır. Kaktüsün gövdesinde biriktirdiği su ile uzun süre canlı kalabilmesi, dikenleri ile dış tehlikelerden kendini koruması. Kuşların yuvalarını ulaşılamayacak, el değmeyecek yüksek ağaçlarda, yerlerde yapması. Ceylan, domuz gibi bazı hayvanların sürü halinde hareket etmeleri; hareket ederken öncülerini çıkararak tek sıra halinde mesafeli yürüyüşleri. Devenin çöllerde yaşayabilmek için hörgücünde su depolaması.

İnsan da bu diyalektiğin bir parçası ve devamı olarak milyarlarca yıldan süzülüp gelen yüzyılların akışı içinde öz sistemini oluşturan bir varlıktır. İnsanın varlığını ve güvenliğini sağlayan öz sistemi toplumsallığıdır. İnsan toplumlaşarak dil, düşünce, konuşma, üretim ve yaşam gücünü geliştirdi. Toplumlaşarak varlığını korudu ve sürdürdü. Beslenme, korunma ve üreme içgüdüsü diğer canlılarda olduğu gibi insan ve toplum açısından da varlığını sürdürebilmenin temel olgularındandır. Bunu farkına varma temelinde bilinçli ve örgütlü kılmada aldığı yol farklılıklar içerse de amaç varlığını süreklileştirmektir. İnsan ahlak, kültür, sanat, inanç, estetik gibi hem manevi hem maddi oluşum süreçlerini bu toplumsallık içinde yaşadı. Köyler kurdu, bitki ve hayvanları evcilleştirdi, tarım yaptı. Toplumsallık kadının bilgi ve bilgeliği, yaşam bağı ve duyarlılığı etrafında öz ve biçim kazandı. Binyıllara, günümüze yön veren toplumsal değerleri, üretim ve paylaşım kültürünü açığa çıkardı.

Yukarı Mezopotamya’da Serêkanê-Til Halaf’tan başlayıp dünyaya yayılan neolitik devrim toplumsallığın gücünü ve üretkenliğini gösterir. Yerleşik yaşam kültürü ile kök salan köy ve tarım devrimi birinci kadın devrimi olarak Bereketli Hilal’den tüm dünyaya yayıldı. Bu devrim aynı zamanda bilim-teknik, köy ve tarım, kültür ve ahlak devrimidir. İnsan olmanın ve insan kalmanın öz değerlerini, öz üretimini ve öz savunmasını temsil etmektedir. Birlikte düşünme, tartışma, üretme, paylaşma, sevinme ve üzülme üzerine kurulu ortak bir yaşam kültürüdür. Kürdistan özgürlük mücadelesi ve bu topraklarda kökleriyle buluşan ikinci kadın devrimi kadın ve toplumdan çalınan özsavunma gücü ve kültürünü yeniden insanlığa kazandırma mücadelesidir.

Varlığını korumak, özgürlüğünü güvence altına almayı amaçlamaktadır. 5 bin yıllık yalana, talana, erkek-devlet iktidarı ve emek hırsızlığına karşı toplumun özdeğerlerini savunmak, insan kalmak içindir. Tarihsel olarak biliyoruz ki devlet ve uygarlık gelişimi ile birinci büyük cinsel kırılma gerçekleşir. Doğal toplumun doğal örgütleyici, yaşam kurucu gücü kadını toplumsal yaşam alanlarının dışına iterek erkek ve aileye hizmetle sınırlandırır. Artık ideoloji, politika, ekonomi, bilim, askerlik erkek işi; erkeğe, çocuğa, aileye hizmet kadının işi olarak öğretilir.

Temelleri Aşağı Mezopotamya’da atılan ilk devlet Sümerlerin mitolojik kaynaklarında Enki-İnanna arasında geçen zorlu savaş bu kırılmaya karşıdır. Yarattığı toplumsal değerleri, ana-kadın kültürünü, yaşamı koruma savaşıdır. Tiamat-Marduk miti de aynı gerçekliği anlatır. Tek tanrılı dinlerle birlikte ikinci büyük cinsel kırılma yaşanır. Havva’nın Adem’in kaburga kemiğinden yaratıldığını anlatan yaratılış destanı ile kaderine boyun eğmenin dinci, cinsiyetçi zihniyet kalıpları toplumlara hakim kılınır. Erkek şiddetini kader, namus, ayıp, günah adına kabule zorlanırken toplumdan ve yaşamdan koparılarak özsavunma mekanizmalarından uzaklaştırılan bir kadın gerçeği yaratılır. Bu saldırı ve sömürüyü kabullenmeyen kadın demokratik uygarlık nehrine katılarak her dönemde özgürlük, iyi ve güzel yaşam arayışı, savaşı içinde olur.

Enki ve Zeus’a karşı İnanna’dan Metis’e özgürlük ve toplumsallığını koruma mücadelesi firavunlardan nemrutlara, çağdaş Enki ve Zeus’lara karşı devam etmektedir. Star, İştar, İnanna, İsis, Lat-Menat-Uzza, Kali, Kibele, Demeter, Afrodit, Venüs geleneğinin ardılları olarak karanlığa boğulmak istenen tarihin aydınlık yüzünü oluşturur. Hitit’te Puduhepa, Kartaca’da Dido, Filistili Dalila, Babil’de Semiramis, Mısır’da Hypatia, Palmyra’da Zennube, Arabistan’da Hatice, Fatma, Ayşe, Rabia Adeviyye ve İbranilerde Mariyam bu nehre akanlardandır. Bacıyan-ı Rum, Beginler, Heretikler’den Sufrajetlere, kadın partizanlara…Gabriela Silang, Olympe de Gouges, Louise Michel, Jhansı Ranisi Lakshmibaı, Rosa Luxemburg ve Clara Zetkin, Alexandra Kollontai, Hüda Sha’arawi, Nezihe Muhiddin, Petra Herrera, Emma Goldman, Celia Sanchez, Doria Shafik, Phoolan Devi, Camila Bouhired ve niceleri. Rusya’da Komünist Parti kadın örgütlenmesi Jenotiel, Küba’da Kızıl Ordu Kadın Taburu ve kadın müfrezeleri, Çin, Vietnam, Nikaragua, Kolombiya’da kadın gerillalar devrim ve toplumsal inşa sürecinde savaşan ve örgütlenen devrimci militanlar, örgütlenmelerdir. Özsavunma ve direniş damarına yeni halkalar eklerler.

Kürdistan’da İskender’e karşı Surka Alem, Hürrem, Kela Dimdimê’de Güher Hanım ve Zaide, Rêvandûz isyanında Xatu Xanzat, Erdelanî Xatu Şahnaz, Koçgiri isyanında Zarife, Ağrı isyanında Gülnaz, Sason’da Rindexan, Dersim isyanında Besê, Silêmanî’de Xefsa Xanê Naqib, Mehabad’da Keça Neğedeyi, Halepçe’de Adule Xanım, Leyla Qasim… Eyyübilerde Şecerret el-Duri…Kültür, sanat ve edebiyatta Daya Tebrez Hawranî, Celalê Xanim Lûrîstanî, Diya Xazan, Meryem Xan, Rewşen ve Leyla Bedirxan, Ayşe Şan gibi daha niceleri… Kürdistan özgürlük mücadelesi ulus ve sınıf eksenli toplumsal çözüm, bilimsel sosyalizm çizgisini aşar. Cinsler arası çelişkinin çözümüne evrilen toplumsal çözüm ve demokratik sosyalizm çizgisi yeni paradigmanın temelini oluşturur. Rêber Apo bu süreci üçüncü büyük cinsel kırılma süreci olarak tanımladı. Üçüncü büyük cinsel kırılma erkek, devlet ve iktidar aleyhine gelişmektedir. Merkezine kadın özgürlüğünü koymakta, kadın devrimler çağı ve kadın yüzyılı sürecin karakterini belirlemektedir. Demokratik modernite paradigması, devlet ve iktidarı aşan kadın ve toplum lehine gelişen yaşam ve sistemi esas almaktadır.

Demokratik ekolojik kadın özgürlükçü paradigma temel çelişkiyi kadın-erkek arasında gelişen çelişki, kadın köleliğini bütün köleliklerin kaynağı olarak tespit eder. Bu yüzden kadın özgürlüğüne dayalı her gelişme, yaşamı, toplumu, doğayı ve insanlığı kurtaracak, güzelleştirecektir. Gül Teorisi ve özsavunma ilkesi bütün kriz alanlarına çözümü içerir. Doğadan, toplumdan, yaşamdan koparılan kadın kendiyle buluştukça doğa, toplum ve yaşamla yeniden buluşur. Jineolojî karanlıkta kalan kadın tarihini ve doğasına aydınlatarak toplum tarihi ve doğasını açığa çıkarmanın bilimi olarak demokratik paradigmanın, üçüncü büyük cinsel kırılma sürecinin bilimi olarak gelişmektedir. Toplum ve yaşam bilimi olarak çözümü içermektedir.

Özsavunma bilinci tarih ve toplum bilinci ile gelişir. Tarihten bugüne kadının ve toplumun nasıl bir yaşam, ilişki, üretim ve sistem yarattığını bilmeyi içerir. Gelişen devletli sistemin, uygarlık boyunca kadına ve topluma dayattığı şiddeti, bu şiddet ve savaşa karşı toplumun ve kadının direnme biçimi ve yöntemlerini bilmeyi gerektirir.  Bu bilinçle günümüz ulus-devletini, kapitalist sistemi ve küresel sömürgeciliğinin kadının ve halkların başına neler getirdiğini bilince çıkarmak anlamına gelir. Ulusal, sınıfsal, cinsel sömürünün dincilik, milliyetçilik ve cinsiyetçilik temelinde hangi araç, yöntem ve politikalarla yürütüldüğünün farkındalığı önemli olmaktadır.

Bütün devrimci mücadelelerde “Önce kadınları vurun” politikası erkek-devlet sisteminin özel bir politikasıdır. Özsavunma bu tarihsel süreçlerden sonuçlar çıkararak bugünkü erkek-devlet, iktidarcı sisteme karşı donanımlı olmak demektir. Kapitalizmin cilalayarak sunduğu sömürü sisteminin liberalize ettiği, çarpıttığı birey ve özgürlük anlayışı, yaşam ve ilişki biçimlerine karşı duyarlılıktır. Kadını bir yandan dincilik adına erkeğe, eve, çarşafa kapatırken diğer yandan cinsel meta olarak pazara sürmektedir. Madalyonun iki yüzünü oluşturan kapatma ve pornolaştırmanın aynı zihniyetin ürünü olduğunu bilmektir.

Küresel sömürü sistemi klasik ve yeni sömürgecilik biçimini içiçe geçirmekte, hegemonya siyasetine yeni boyutlar kazandırmaktadır. Toprakları işgal, ilhak ve ele geçirmenin yanında beyinleri işgal öne çıkmaktadır. Kültürel soykırımı kimliksizleştirme, yurtsuzlaştırma, göç ettirerek insansızlaştırma günlük politikalara dönüşmüş durumdadır. Günde milyonlarca insan ve kadın katledilmekte, tecavüze uğramakta, yerinden yurdundan edilerek göç yollarında katledilmektedir. Modernite kültürü ile kimliği asimile edilmekte, emeği ve bedeni sömürü sisteminin her türlü saldırı ve kullanımına açık hale getirilmektedir. Toplum kırım, kadın kırımı, ekokırım sistematik bir devlet karakteri ve politikası olarak yürürlüktedir. Bu anlamda özsavunma saldırının yoğunlaştığı her alanda kadın ve toplum örgütlülüğünü geliştirmekten geçmektedir. Erkek-devlet sisteminin beynimize, yüreğimize, bedenimize yönelik çok yönlü saldırısına karşı beyni, yüreği ve bedeninde işgale geçit vermemektir. Doğa, toplum, kadın özgürlük mücadelesini bütünlüklü yürütmektir. Varlığını ve özgürlüğünü koruma, fiziki olarak kendini koruma ve savunmaktan tutalım, ideolojik, kültürel, ekonomik, etik-estetik düzeyde özgürlük ahlakı ve kültürüne dayalı özgür kadın ve toplum mücadelesinde ısrar etmektir. Toprağını savunmak, suyunu, enerjisini korumak, yaşamına, emeğine ve bedenine sahip çıkmayı içeriyor. Ulusal, sınıfsal, cinsel kimliğine dönük kırım politikalarına karşı ulusal, sınıfsal, cinsel sömürüden kurtuluşu hedefleyen örgütlenme, eylem ve demokratik toplumsal sistemi, yaşamı ve kişiliği geliştirmeyi zorunlu kılıyor.

Kadına dönük çok yönlü sömürü topluma dönük çok yönlü sömürüye dönüşmüştür. Bu sömürü ve soykırım kıskacından kurtulmak çoğul kimliklerine sahiplenmek ve korumaktır. Devletli paradigmanın karşısına demokratik ekolojik kadın özgürlükçü paradigma ile çıkmak, dünyayı kadın ve toplum paradigmasıyla yeniden yorumlamak ve değiştirme iradesini, örgütünü ve eylemini geliştirmektir. Rêber Apo Kürtlerin, özellikle kadınların varlığını ve özgürlüğünü güvence altına alma mücadelesini “Gül Teorisi” olarak tanımladı. Gül; özgürlüğü, güzelliği, toplumsallığı, yaşamı, kadını; dikeni de bunları korumanın emeği, örgütü, savaşı ve mücadelesini temsil eder. İyi, güzel ve doğru olana ulaşmanın zorlu mücadelesini formüle eder. Dikeni olmadan gül her tür saldırıya, el koymaya uğrayabilir. Gül ve diken ilişkisinde olduğu gibi doğada da güzelliğini, varlığını koruma bütünsel, diyalektik bir ilişki olarak vardır.

1990’lı yıllarda Rêber Apo kadın özgürlük mücadelesinin temel ilkelerini somutlaştırdığı Gül Teorisi’ne 2000’li yıllarda bilimsel ve felsefik derinlik kazandırdı; gül estetiği, dikeni etiği, ilkeyi temsil ederek ahlaki ve politik toplumun güvenceleri olarak tanımlandı. Rêber Apo’nun, “Ben Gül Teorisi diyorum… Gül kendini korumak için diken çıkarıyor. Bir gülün, bir bitkinin bile özsavunması vardır. Özsavunma için doğaya, tabiata bakmak bile yeterlidir. Bir gül kadar bile kendimizi özsavunmaya hakkımız yok mudur? Özsavunma kutsaldır” belirlemesi erkek egemen, devletçi, sömürgeci zihniyet ve sisteme, inkar ve imha saldırılarına karşı mücadele zorunluluğunu ortaya koyar.

Etik-estetik jineolojînin yoğunlaştığı konuların başında yer almaktadır. Kadın özgürlük devrimine, iyi, güzel, doğru yaşamı özgürlük sosyolojisine dayalı geliştirmeye hizmet etmektedir. Xwebûn bilimi olarak özsavunma bilinci, örgütlülüğü ve mücadelesini geliştirmede önemli bir rol oynamaktadır. Xwebûn, özsavunma bilinci ve gücünü örgütlülüğe ve eyleme dönüştürerek gelişir. Kadın Kurtuluş İdeolojisi’nin ilkeleri yurtseverlik, özgür düşünce ve irade, örgütlülük, mücadele ve estetik bu bilincin ve gücün özkaynağıdır.

Kopuş Teorisi, erkek-devletten hem zihniyet hem fiziki anlamda kopuşu içeren xwebûn sürecidir. Kendi teorisini, örgütünü, ilişkisi, eylemi, yaşamı ve toplumsallığını yaratma aşamalarıdır. Erkeği öldürmek kuramı erkeğin devlet ve iktidardan uzaklaşarak demokratik, toplumsal kimliği kazanmasıdır. Özgür eşyaşam devlet ve iktidar alanını daraltarak özgürlükler ve toplumsallık alanını genişleten ağlar içinde yeni yaşam ve ilişkileri kurmaya dayanır.  Özgün ve özerk örgütlenme ile kadın ordulaşması, partileşmesi, kadın konfederalizmine, eşbaşkanlık ve eşit temsiliyete alınan yol demokratik siyaset alanında kadın özgürlük çizgisini güvenceye alır. Demokratik, özgür, eşit ilişki, çalışma ve yaşam alanlarına açılan kapıdır. Bu yüzden Rêber Apo “Politik alanda kazanmadan hiçbir kazanım kalıcı olamaz” diyerek kadın özgürlüğünün yol haritasını belirlemiştir. Kadın özgürlüğünü bütün özgürlüklerin merkezine alan Kürdistan özgürlük mücadelesi ve Kürdistan üçüncü büyük cinsel kırılmanın merkezinde yer almaktadır. Cinsiyetçilik ideolojisinin ilk boyverdiği bu alanda kendini dayatan çözüme paradigmasal bir müdahale gerçekleştirerek sosyal bilimlerin ve sosyal mücadelelerin yönünü belirleme özelliğine sahiptir. Bu zorlu, onurlu bir savaş ve mücadeledir. Devletli paradigma ile demokratik toplum paradigması savaş halindedir. Kürdistan, Ortadoğu ve dünyanın farklı coğrafyalarında gelişen toplumsal mücadelelere öncülük eden, örgütlenen ve direnen kadın kimliği ortaya çıkmıştır.

Kadın kimliği cins olmanın ötesinde toplumsal bir kimlik olarak tanımlanmaktadır. Tarihsel ve kültürel kimlik yönü ile tamamlanmakta, kökü ve özüyle yeniden buluşmaktadır. Ulusal, sınıfsal, cinsel, inanç, ırk vb özellikleri ile çoğul kimliğine sahip çıkmakta ve bu çelişkilerin çözümüne yön veren politik özne, yaşam kurucu öge konumuna yükselmektedir. Kürdistan kadın özgürlük hareketi ve mücadelesi bu alanlardan çıkış yapmaya dönük önemli adımlar atmıştır. Kadını erkeğin ve devletin mülkü olmaktan çıkararak ailecilik ve hanedanlık ideolojisine karşı Kadın Kurtuluş İdeolojisi’ni ve demokratik sosyalizmi geliştirmiştir. Bu mücadele Kürt, Türk, Türkmen, Arap, Çerkes, Asuri-Süryani, Ermeni gibi bütün Ortadoğu halklarını ve kadınlarını kucaklayarak bir Ortadoğu ve dünya devrimine yol alma potansiyeli taşımaktadır.

Gül Teorisi, kadın devrimine evrilerek dağlardan şehirlere kadının öz ve meşru savunmasını geliştirdi. Özgün ve özerk örgütlenmeleriyle ekonomiden ekolojiye, eğitime, sağlığa, siyasetten savunmaya, diplomasi ve kültüre toplumsal yaşamın bütün alanlarına biriktirdiği jinerjiyle akarak özgür toplumsallığın gelişmesine öncülük etmektedir. Tarihsel, kültürel ve toplumsal kadın kimliğini tanımlayarak kadını bir cins olarak ele almanın ötesine taşımıştır. Jin Jiyan Azadî devrimi ile kadın konfederalizmini güvenceli yaşam alanı, sistemi olarak sunmuştur. Rêber Apo paradigması ve Kürdistan özgürlük mücadelesi, Rojava kadın devrimi bu güvencenin demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü bir yaşam ve sistemde olduğunu göstermektedir. Demokratik ulus kültürü ve zihniyeti ulus-devlet sistemi ve kapitalist düzenin yarattığı suni sınır, çelişki, çatışma ve kriz alanlarına en yaratıcı ve kalıcı çözüm olmaktadır. Kürdistan, Ortadoğu ve dünya demokratik halklar konfederalizmi, dünya demokratik kadın konfederalizmi ve özsavunması güvenli birey, toplum, yaşam ve ilişkiler sistemi olmaktadır.

Bunları da beğenebilirsin