BİLGİ VE YAŞAM ARASINDA

Bazı kavramlar başlangıçta gözümüze yalnızca bir söz ibareti gibi görünür; fakat içlerinde derinleştikçe, arkalarında bir tarihin, duyguların, soruların ve uzun bir arayış yolunun olduğunu görürüz.

Orivan Ebdu

Bazen hayatta sadece duyduğumuz bazı kelimeler vardır, ancak bazı kelimeler de vardır ki zamanla onları yaşarız. Bazı kavramlar başlangıçta gözümüze yalnızca bir söz ibareti gibi görünür; fakat içlerinde derinleştikçe, arkalarında bir tarihin, duyguların, soruların ve uzun bir arayış yolunun olduğunu görürüz. Benim için Jineoloji de bu kelimelerden biridir. O, benim için sadece bir bilimin adı değil; zamanla içime işleyen ve kadına, topluma, en çok da kendime dair arayışımın bir parçasına dönüşen bir kavramdır.

Bu yolun başında, onun sadece kadın üzerine; kadının tarihi, toplumdaki rolü, konumu ve karşılaştığı sorunlar üzerine bir inceleme olduğunu düşünmüştüm. Ancak insan derinleştikçe, temel sorunun sadece “Kadın nedir?” olmadığını görüyor; daha önemli olan soru şudur: Kadın nasıl görüldü, nasıl tanımlandı, nasıl sessizleştirildi ve kendini yeniden nasıl adlandırabilir?

İşte bu, Jineoloji’nin benim için araladığı en önemli kapılardan biridir.

Jineoloji, kadının sadece bir araştırma nesnesi (konusu) olarak değil, bilginin üretildiği temel bir merkez (özne) olarak görülmesi için mücadele eder. Geleneksel bilgi yöntemlerinin çoğunda kadın, bazen araştırmanın hedefi/nesnesi olarak görülmüş; üzerine yazılmış, tanımlanmış ve ne olduğu ile nasıl olması gerektiğine başkalarınca karar verilmiştir. Jineoloji bu perspektifi sorgular; tarihten, hafızadan ve kadının kendi sesinden inşa edilen bir bilginin arayışına girer.

Bu yüzden benim için Jineoloji, sadece kadının incelenmesi değil; kadının kendi üzerindeki arayışıdır.

Bu yolda anladım ki insan kendisiyle yıllarca yaşayabilir ama yine de kendini tamamen tanımayabilir. Bizler bazen kendimizi toplumun bize verdiği isimlerle, bize biçilen rollerle, çocukluktan beri söylenen sözlerle ve etrafımıza yavaş yavaş örülen sınırlarla tanırız. Nasıl olmamız, neyi söyleyip neyi söylemememiz gerektiğini, ne zaman sessiz kalıp ne zaman geri çekileceğimizi öğreniriz.

Jineoloji tam bu noktada bir soru sorar:
İçimde duyduğum bu ses gerçekten benim sesim mi, yoksa bana öğretilen şeylerin sesi mi?

Bu soru kolay bir soru değildir.
Çünkü kendini tanımak her zaman sadece güzel şeyleri görmekle ilgili değildir. Bazen insan korkularıyla, yaralarıyla, sessizlikleriyle ve yıllarca gizlediği yönleriyle yüzleşmek zorundadır. Jineoloji benim için bu yönlerime korkusuzca bakabilmemi sağlayan bir kapıdır.

Buradan hareketle, duygunun da bir bilgi kaynağı olabileceğini anladım.
Kadının duyguları bazen önemsiz, zayıf bir şey gibi görülür. Kadın ağladığında duygusal olduğu söylenir. Öfkelendiğinde aşırı duygusal olduğu söylenir. Soruların peşine düştüğünde, belki de çok fazla düşündüğü söylenir. Neden acı sadece bir acı olarak kalmalı ki, neden anlamaya açılan bir kapıya dönüşmesin?

Jineoloji benim için bu sınırları biraz esnetti.
Bir kadın bir şeyden korktuğunda, bunun arkasında sadece kişisel bir korku olmayabilir; arkasında tarih, toplumsal koşullar, iktidar, güvensizlik ya da geçmişin sorunları da yatıyor olabilir.
Bu nedenle, kadının duygularını tanımak sadece onun iç dünyasını bilmek demek değildir; toplumu anlamanın da bir yoludur.

SESİ KISILAN TARİH…

Tarih sadece kitaplarda yazılan şeylerden ibaret değildir. Tarih aynı zamanda insanların bedeninde, hafızasında ve anneden kıza aktarılan hikayelerde yaşayan şeydir.
Pek çok dönemde ve toplumda, kadının hikayesi her zaman kadının kendi sesiyle yazılmamıştır. Kadın çoğunlukla büyük hikayelerin, büyük isimlerin ve başkaları tarafından alınan kararların gölgesinde kalmıştır. Oysa her ailenin, her göçün, her savaşın, her acının ve yaşamın her yeniden inşasının arkasında kadın vardır.

Kadın; anne, kız kardeş, evlat, öğretmen, çiftçi, savunucu, yazar ve hafızanın taşıyıcısı olmuştur. Fakat tarihte adı çok defa eksik veya yetersiz yazılmıştır.
Jineoloji benim için önemlidir; çünkü kısılmış, azaltılmış ve kaybolmuş bu sesleri yeniden bulmaya, onları gün yüzüne çıkarmaya ve onlara sahip çıkmaya çalışır.

Benim için bu, sadece yeni bir tarih yazma işi değildir; insanı yeniden keşfetme, görme işidir.
Kadını sadece toplumun sorunlarıyla yüz yüze kalan biri olarak değil; bilgi üretebilen, karar verebilen, hikayeyi yazan ve toplumu değiştirebilen biri olarak gördüğümüzde, yaşama dair perspektifimiz de değişir.

BİLGİDEN YAŞAMA…

Benim için Jineoloji’nin değeri sadece teorilerde saklı değildir. Teori önemlidir, ancak yaşamdan uzak kalırsa sadece kağıt üzerinde kalabilir.
Jineoloji bana bilginin yaşamla bağının olması gerektiğini öğretiyor.

Kadın üzerine okuduğumuzda, etrafımızdaki kadınlara da bakmalıyız. Özgürlükten bahsettiğimizde, özgürlüğün günlük yaşamda ne anlama geldiğini sormalıyız.
Bu yüzden Jineoloji benim için kitabın sınırlarını aşarak yaşamımın içine girdi.

Tartışmalarda, bir başkasını dinlerken, bir duyguyu paylaşırken, bir kitap okurken, bir film izlerken ve birbirimize bakıp düşündüğümüz o yalın anlarda, bilginin nasıl yaşanabileceğini biraz daha felsefi bir derinlikle anlıyorum.

YOLDA KARŞILAŞILANLAR…

Belki de her yol sadece okunan şeylerle inşa edilmez. Bazen bu yolda tanıştığımız insanlar da yolun anlamının bir parçası haline gelir.
Bu arayışta, benim için birer dayanak ve yoldaş olan insanlarla tanıştım. Kimisi sözleriyle, kimisi dinlemesiyle, kimisi de ortaklığa ihtiyaç duyduğum anlarda sadece varlığıyla hafızamda yer edindi.

Bazen birlikte filmler izledik, kitaplar okuduk, okuduklarımız üzerine tartıştık, bazen de sadece yan yana oturduk. Ancak bu anların anlamı benim için sıradan bir etkinlikten çok daha büyüktü. Onlar, düşüncelerin ve duyguların korkusuzca paylaşılabildiği mekanlara dönüştü.

Hayatımızdan bazı insanlar sadece geçer; bazı insanlar ise bizde bir şeyler bırakır. Bilgi ve arayış yolunda bizimle yürüyenler, bazen dönüşümümüzün ve hatıralarımızın birer parçası olurlar.
Bu yüzden teşekkürüm sadece Jineoloji’ye değil. Bu yolda benimle yürüyen, fikirlerini paylaşan, dinleyen ve farklı zamanlarda yola devam etmem için bana güç olan o insanlara da teşekkür ederim…

Beni değiştiren bu yola teşekkürler…
Şimdi geriye dönüp baktığımda, Jineoloji’nin benim için sadece öğrenilen bir konu olmadığını görüyorum. O, benim değişimimin, dönüşümümün bir parçasıdır.

Bana her sorunun aynı anda bir cevabı olması gerekmediğini öğretti. Bazı sorular bizimle yaşamalıdır. Bazı sorular bizi daha önce gitmek istemediğimiz yerlere ulaştırmalıdır.
Jineoloji bana kendini tanımanın bir son olmadığını öğretti. İnsan kendi içine daha derin baktıkça, yeni kapılar açılır.

Ve belki de bu yolun gerçek anlamı buradadır; sonunda kusursuz insanlar olmak değil, kendimizi, birbirimizi ve toplumumuzu başka bir gözle gören insanlar olabilmektir.
Bu yüzden Jineoloji’ye olan teşekkürüm, sadece bir bilgiye yönelik kuru bir teşekkür değildir.
İçimde durup düşünmemi sağlayan o sorulara duyulan bir minnettarlıktır.

Bugün hala bu yoldayım.
Hala soruyorum.
Hala okuyorum.
Hala duyuyorum.
Hala kendi içimde arıyorum.
Ve yazımın da bu yolun bir parçası olmasını istiyorum.

Sadece kalemle değil; duyguyla, hafızayla, sorularla, umutla ve kadının sesinin, kendini gördüğünde ve duyduğunda sessizliği aşarak yaşamın sesine dönüşebileceğine olan bir inançla…

TEŞEKKÜRLER JINEOLOJİ

 

 

 

Bunları da beğenebilirsin